28 Şubat 2010

Emptiness is filling me...

Pazar günleri bana haftanın en boş günü olarak gelir. Yıllardır değişmez bu hissiyat. Ertesi günü doldurabilme telaşı, bir yandan da önceki günden üzerinize çöken yorgunluk sizi iki uçtan gerer, bir cumartesi gecesi çekiştirir bir pazartesi... Pazartesi için yapılacak ütü, yıkanacak ve asılacak çamaşırlar varken cumartesiden kalan dağınıklık (misal bira şişeleri) ile o günün yorgunluğu bir aradadır. Bu üşengeçlik ve gerilim yüzünden hiç bir şey çekici gelmez, sağa sola kıpırdamak istemez insan. Pazar günlerinden nefret ederim...

Fenerbahçe beni ve sevenlerini üzmeye devam ediyor. Maç hakkında yapılabilecek her türlü yorumu blogidmanyurdu'ndan takip ediyorum ama yine de maç hakkındaki izlenimlerimi sıralamak istiyorum:
-İlki, galiba kaç haftadır sadece mücadele ederek maç kazanamadığını gören futbolcular bu hafta mücadele etmeden kazanmayı denedi.
-İkincisi, Selçuk Şahin denen köftecinin artık ticaret hayatına konsantre olması ve Fenerbahçe'yi batırmaktan vazgeçmesi gerekiyor, salıverin bu adamı nereye giderse defolsun gitsin. Kendisini seven bir tane Fenerbahçe taraftarı varsa bana söyleyin allahaşkına yahu...
-Üçüncüsü ise Deniz Barış'ı yuhlayan taraftarlara yuh demek istiyorum: adam joker gibi nereye koyarsanız oynamaya ve elinden geleni yapmaya çalışıyor. Yetenekleri ilk 11'de oynamak için yeterli olan birisi değil sadece. Sakatlıklar nedeniyle mecburen oynuyor bu adam.

Fenerbahçe bizi üzmeye devam ediyor...

Futbol bir kenara bu haftasonu Kuzenim nihayet İstanbul'a geldi, yarın bir sinema prodüksiyon şirketinde çalışmaya başlıyor.İlk işinde şans onun yanında olsun, umarım istediği gibi bir hayat kurabilir.

Benim hayatımda da iş konusunda bazı değişiklikler olursa çok mutlu olacağımı hissediyorum, en azından hayata dair kaybolan heyecanıma bir çare olabilir. Bu aralar en edilgen modlardayım, sanırım kendime çekidüzen vermem lazım.

Ya da bu hissiyat tamamen Pazar günü ve Fenerbahçe'nin durumu ile ilgilidir...

Görüşmek üzere


20 Şubat 2010

Garip hafta, güzel haftasonu...


14 Şubat'ta bro' ile Recep İvedik 3'ü izledik. Gidip gülmek ve hayatı biraz unutmak lazım, önyargıları boşverin. Gitmediyseniz özellikle ruh halinizin negatif olduğu bir gün gidin o filme.

Pazar gününün ardından haftaya müdür terörü ile başladım. Soru sorarken insanlar cevap alabilmek için "es" koyarlar. Bu kadın beş soru ile karşımda. Ben beş soruya cevap ararken arkadan 3 tane daha geliyor. Ve devam ediyor böyle. Pazartesi gününü adeta kişisel deprem ile geçiriyorum, akşam saatlerini zor ediyorum.

Akşam saatlerinin gelmesini beklerken bir arkadaşım arıyor. Bana iki haberi var, birincisi Ankara'da bir firma ile iş görüşmesine gideceğini müjdeliyor. İkincisi de eşi ile Ankara'da bulunacağı sürede canları ciğerleri kedilerini emanet edecekleri güvenli ve sıcak bir yuva aradıklarını ve aklına ilk benim geldiğimi söylüyor. Hemen bir organizasyon ile eve 1 haftalık bir iran kedisi misafir oluyor.

Eve geldiğimde 1 haftalık kedi demosu kızımız etrafı koklamak ve evi tanımakla meşgul. Ama belirtmeliyim, dünyanın en uslu ve tatlı bakışlı kedisi. Hiç sırtüstü uyuyan kedi gördünüz mü? Ya göbüşünü okşatmaktan keyif duyan? Direkt eve neşe kattı kızcağız gelir gelmez.

Gece saat takribi 5 civarı miyav miyav seslerle uyandırdı bizi. bütün bir hafta boyunca yaptı aslında bunu. Son günlerinde alışmış gibiydik ama yine de zaten erken uyandığın bir hafta uykudan miyav sesleri nedeniyle feragat etmek zor geliyor. Bu tip küçük sıkıntılarla evde buna benzer bir canlı besleme sorumluluğu almanın çok da kolay olmadığını anladık. Adeta küçük bir bebek gibi ilgilenmek gerekiyormuş.

Bugün de öğleden sonra arkadaşımın evine götürüp bıraktık kızımızı. Ayrılmak kolay değildi, çok alışmıştık ona. Evlerinden ayrılırken bi öpücük konduruverdim başına.

Sonrasında Taksim'e gittik. UEFA - Only a Game? sergisini gezdik. Çıkıp o güzelim Harbiye dürümden yedik abimle (merak edin bunu çünkü gerçekten inanılmaz bir lezzet, İstiklal Caddesi'ndeki ilk Mc Donald's'ın köşesinde başlayan sokağa dalıyorsunuz. ilk ara caddeyi geçince sanırım üçüncü veya dördüncü binanın en üst katına çıkıyorsunuz. harbiye dürüm söyleyip üstüne bir de parmaklarınızı yiyorsunuz. bunu yaptığınıza pişman olmayacağınızı garanti ederim).

Dürüm sonrası şiştiğimizi farkedip biraz rahatlamak amacıyla Tünel'e kadar yürüdük. Bir arkadaş daha katılınca aramıza kendimizi Galata köprüsünde bulduk, çay içip manzaranın keyfine vardık.

Dönüşte Nevizade - Sanat Cafe'de 8 kişi buluştuk ve oradan ayrılıp karaoke bar geyiklerine girdik. Gecenin ilerleyen saatlerinde pek fazla kimse kalmayınca da geri döndük eve.

Yarın dinlenme ve ev işleri günü. Hayatımıza renk kattığı için kedi kızımıza ve bugün için İstanbul'a teşekkürler...

14 Şubat 2010

Bazı şeyler...

Bugün Pazar. 2 haftadan sonra yeniden İstanbul'dayım. (İstanbul geçen bir cümlede "ben" geçiyorsam ne mutlu bana.)

İki haftamı şehir dışında geçirdim. Kaplumbağa misali bavulumla doğal gazı ve evdeki muslukları kapatıp evin kapısına kilit vuralı iki hafta geçmiş.

Hava alanında saatin gelmesini beklerken önceki gün aldığım kitaplardan ince olanını okuma fırsatı bulabildim: "Yiğit Okur - Sıfırlamak". Yıllara direnen bir muhasebecinin 30 yıldır çalıştığı fabrikanın patron öldükten sonra patronun oğluna kalması; oğlanın fabrikayı çağa uydurmak için eski düzeni değiştirmesi; muhasebecinin bu yeni düzene ayak uyduramaması nedeniyle işten ayrılması; daha sonra evinde yıllardır birikmiş eşyalarla, alt kattaki kiracı kadın ile olan komik ilişkisi vb. İlgi çekici durmuyor böyle anlatınca, ama gerçekten başarılı. Tavsiyemdir.

Neyse...İlk hafta İzmir'de bir şirkette çalıştık. Muhabbetini çok sevdiğim iş arkadaşlarım ile birlikte geçen bu hafta bana oldukça keyif verdi. Aynı zamanda hayata dair sorgulamalar da devam etti. Hayatı "sıfırlamak" gerektiğini ama nereden başlayacağımızı bilemediğimizi uzun uzun konuştuk. Gerçekten mutlu olan çok az kişi var benimle beraber burada çalışan.

Cuma günü akşamı haftasonunu kuzenimle geçirmek üzere İzmir'e döndüm. İlginç olanı bir yıl önce evimin olduğu şehre artık misafir olarak geliyor olma hissi. Yaşamayan bilemez. Zamanın izleri öylesine canlıydı ki. Arabayla diğer arkadaşları Bornova ve Buca'ya bıraktığımızda her şey Assassin's Creed'deki kuleye tırmanıp etrafı gözetlemeye başladığınızda çalmaya başlayan o garip müziğin eşliğindeki birer flashback'e dönüşüverdi. Eski evimin ve Bornova meydanının yanından geçerken özellikle hissettim bunu. Yine de tam zamanında ayrıldığım için mutlu olduğumu da farkettim, sıcak bir yabancılama hissinden sonra nihayet kuzenimin evine ayak basabildim.

Kuzenim de yıllar sonra pek de sevmediği bir bölümden mezun oldu. Ben evine ayak bastığımda son dersi de geçtiğini öğrendiği gün olduğundan Alsancak'ta küçük bir kutlama yaptık. Onun adına sevinçliyim, yakın zamanda da İstanbul'a geleceği ve burada çalışmaya başlayacağı için ayrıca kendi adıma da sevinçliyim. Ailem içinde muhabbetini daima arayacağım ender insanlardan birinin yanıbaşımda olacağını bilmek güzel. Umarım buradaki işinde de başarılı olur.

İzmir'den Bursa'ya geçtiğimde her şey yabancılaşıverdi. Bursa'daki iş saçma, şehir saçma, ekip daha da saçmaydı. Hele haftanın son iki günü müdürüm eşliğinde kabus gibi geçince iyiden iyiye artık işten sıkıldığımı ve İstanbul'u çok özlediğimi farkettim. Dönüş yolunda haftasonu çalışmam gerektiğini öğrenince sinirimden söylenip durdum. Cumartesi günü evden çalıştım, internet sağolsun. Olmasa çalıştığım süre ancak işyerine gidiş - dönüşüme yetecekti.

Aynı günün gecesi bir arkadaşımla konuşurken farkettim ki işi nedeniyle bir insanın tatmin olması öyle kolay değil. Herkes geleceğini sağlama almak için belli sıkıntılara katlanıyor. Kendi açımdan üniversitedeki hayatımla artık karşılaştırma yapmamam gerektiğini görebiliyorum. Üniversitedeki sosyal hayat ve kaygısızlığı çok arıyorum ama konuştuğum arkadaşım hala benim mezun olduğum okulda olduğunu ve hiç birşeyin eskisi gibi olmadığını söyleyince daha sağlıklı düşünebildim sanırım.

Yine de arayış önemli ve var olan ile yetinmek bana göre değil. Bu haftanın bana iyi şeyler getirmesini diliyorum. Bunu okuyanlara da iyi şeyler getirsin.

Yeniden ve daha mutlu bir şekilde görüşmek üzere


İzleyiciler